Get Adobe Flash player

Mail Listemize Katılın

Macaristan

BUDAPEŞTE

Kuruluş yılı 1873 olan Budapeşte, Buda, Pest, Obuda ve Margeret adalarının birleşmesi ile meydana gelmiştir. Carpathian havzasında yer alan Macarların yerleşimi 1896'da bininci yıl dönümü olarak kutlanmıştır. Budapeşte ikinci Dünya savaşında bombalamalar neticesinde büyük kayıplar vermiştir. Ama şehrin yeniden yapılanması ile kent güzellik ve cazibesine tekrar kavuşmuştur. 1954'de yöre kent ve varoşlar Budapeşte'ye dahil oldular. 1989 yılında demokrasi ve hukukun Macaristan' tekrar gelmesi ile birlikte ekonomi ve yaşam standartlarını Batı Avrupa seviyesine çıkarabilmiştir. Budapeşte'de müzelerin çoğu sabah saat 10:00 ile 18:00 arası açık içeriye son dakikaya kadar giriş serbesttir. Büyük müzeler yabancılara kolaylık olması açısından rehber hizmeti de sunmaktadırlar. Budapeşte'de çevreyi keşfe dalmanın en iyi yolu bizce her dil için ayrı düzenlenmiş bot turlarıdır. Bu arada Budapeşte'nin ülkenin kültür ve sanat merkezi olduğunu söylemek hiç de hata olmaz. Burada 30'un üzerinde tiyatro bulunmaktadır. Budapeşte, Viyana ve Prag'la beraber Orta Avrupa'nın insanı büyüleyen üç başkentinden biri olarak kabul edilir. Türkler içinde ayrı bir anlamı olan Budapeşte, atalarımızdan kalan ve hala işlevlerini sürdüren hamamlar, camiler, abideleri kaleler ve türbeleriyle Türk kültürüne ait izler taşır. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna 4000 km boyunca akan Tuna Nehri, kenti tam ortadan ikiye böler. Budapeşte'ye ait en güzel panoramik görüntü, Buda(Budin) kalesindedir. Şehir boyunca kıvrılarak akan nehrin üzerindeki köprüler, muhteşem parlemento binası, barok tarzı katedraller ve kuleler gece ve gündüz ayrı tatlarda görsel şölenler sunar. Peşte tarafında Buda'nın görüntüsü ise başka bir görsel şölendir. Nehir kıyısındaki büyük otellerden birinin terasında oturup karşıdaki tepelere bakıldığında Budin Kalesi, Eski Kraliyet Sarayı, Balıkçı Kalesi Burçları ve St. Matthias Katedrali görülür.

SZENTENDRE

Tuna Kıvrımı’ndaki yerleşim birimlerinin belki de en etkileyici olan Szentendre Budapeşte’nin merkezinden sadece 20 km uzaklıktadır.Pitoresk kasaba,sanatçı kolonileri ve şaşırtıcı sayıdaki müze ve galerisiyle ünlüdür.Kasabaya en kolay geliş yolu Buda’daki Batthyanyter’den kalkan HEV banliyö trenidir.Yazın teknelerle Budapeşte’den Esztergom’a yol üzerinden Szentendre ve Visegrad’da durmak üzere beş saatlik gezintiler düzenlenmektedir.

Szentendre girişi,büyümekte olan modern varoşlarla kaplanmışsa da kasabanın merkezi hemen hemen 18.yüzyılda ki haliyle durmaktadır.Osmanlı işgallerinin ardından Sırp mülteciler iki kez buraya yerleştiler;ilki 13. yüzyılda ve daha sonra 1690’da.İkinci olayda yaklaşık 8000 Sırp din,sanat,mimari ve ticari anlayışını Szentendre’ye getirdi.

Tepedeki görkemli Sırp kilisesi,kasabanın en önemli nirengi noktasıdır.Kasabanın tam merkezinde,bir zamanlar zengin kasabalılara ait olan 18 . ve 19 . yüzyıldan kalma evlerin sıralandığı resim –kartpostal meydanı Fö ter bulunmaktadır.Sırp halkı,istiladan kurtuluşlarına minnettarlıklarını göstermek için 1763 yılında meydanın merkezine demir rokoko bir anıtsal haç diktiler.

Tepenin üstünde duran , 18 . yüzyıl ortalarından kalma pas kırmızısı Sırp Ortodoks Kilisesi sadece hizmet amaçlı açıktır ancak arazisi içinde değerli oymaların ,ikonların ve el yazmalarının sergilendiği muhteşem Sırp Dinin Sanatlar Koleksiyonu bulunmaktadır.Kasabanın en eski kilisesi tam buranın üstünde tepede durmaktadır ve küçük bahçelerle kasabanın çatıları arasından karşıya bakmak için mükemmel bir seyir noktası sunmaktadır.

VISEGRAD

Nehir boyunca ikinci durağımız Tuna’nın kıvrıldığı yerde bulunan ,Szentendre’den tekneyle ya da otobüsle gelebileceğiniz Visegrad ‘dır.Kasaba nehrin en pitoresk kısımlarından birinde kurulmuştur,burada yeşil tepeler neredeyse nehrin kenarına kadar inmiş gibidir.Manzaraların tadını çıkarabileceğiniz en güzel nokta,eski Visegrad sarayının harabeleri üzerindeki tepede yüksek bir konumda bulunan Kale’dir.

Nehir kıvrımına hakim bir bölgenin stratejik değeri, 4. yüzyılda , Romalılar buraya bir kale inşa ettiği zaman anlaşılmştı.14. yüzyılda Macaristan’ın Angevin kralları bölgeye bir saray yaptırdılar ve gelen her hükümdar yeni odalar ekleyerek sarayın zenginliğini artırdılar,ta ki yapı günümüzdeki tahminlere göre 18 hektarlık bir alana yayılana kadar .15. yüzyıl sonuna gelindiğinde Kral Matyas burada yaşıyordu ve saray bütün Avrupa’da yer yüzündeki cennet olarak ünlenmişti.Burada oturan kötü tanınmış bir kişi ,1462’den 1475’e kadar burada hapsedilen gaddar Kazıklı Voyvoda’dır.

Buda’daki Kraliyet Sarayı gibi Visegrad  sarayı da Osmanlı işgali sırasında harap edilmiş ve sonunda unutulmuştur.Kazı çalışmaları 1930’da başlamıştır;ana binanın bir kısmı kazıda ortaya çıkarılmıştır ve belli bölümler de yeniden inşa edilmiştir.En iyi keşifler arasında Hercules Çeşmesi ,Şeref Mahkemesi’nin tonozlu galerileri ve restore edilmiş Aslan Çeşmesi bulunmaktadır.Tepenin yamacındaki altıgen kule,Solomon Kulesi olarak bilinmektedir.Hepsinin üstünde Kale bulunmaktadır,burası bir zamanlar o kadar  ele geçirilmez olarak görülüyordu ki ,Macar kraliyet takıları burada korunuyordu.

ESZTERGOM

Tuna Kıvrımı’ndaki önemli kasabaların sonuncusu Esztergom nehirden 20 km daha yukarıda kurulmuştur.Budapeşte’ye kayaklı gemi,Szentendre ve Visegrad’a ise tekne ya da otobüsle bağlanmaktadır.Eğer birkaç saat fazladan zamanınız varsa tekneyi tercih edin çünkü nehrin en güzel doğal manzarası Visegrad ile Esztergom arasında uzanmaktadır.

Kral Istvan,onun yaşadığı dönemde Macaristan’ın başkenti olan Esztergom’da doğmuştur.Kasaba hala ülkenin dinsel merkezi konumundadır ve ülkenin en büyük kilisesi buradadır.Yüksek Bazilika,Istvan’ın 1000 yılında Macaristan’ın kralı olarak taç giydiği 11 . yüzyıl kilisesinin yerinde durmaktadır.Bu kilise Osmanlılarla yapılan muharebe sırasında yok edilmiştir.Günümüzdeki yapının o kocaman boyutlarından,eskiyi çağrıştıran tek kısmı kriptosudur.

Bazilikanın en değerli kısmı,Bakocz-kapolna adlı,kırmızı mermerden yan şapeldir.16. yüzyılda inşa edilen ve 19. Yüzyılda çevresindeki harabelerden kurtarılıp parçaları bir araya getirilen şapel,orijinal bazilikadan geriye kalan tek kısımdır.Bazilikanın göze çarpan bir bölümü hazinedir.Burada Macaristan’ın en zengin koleksiyonu bulunmaktadır.Kulenin daha yukarısına yapacağınız bir tırmanış,sizi paha biçilmez hazinelerden alıp paha biçilmez görüntülere götürecek.Esztergom  ayaklarınızın altında uzanmaktadır ve güzel günlerde Slovakya’ya doğru giden bütün yolu da görebilirsiniz.

Esztergom’un en popüler koleksiyonu Bazilika Tepesi’nin eteklerinde,nehrin kıyısında uzanır.Hıristiyan Müzesi ülkenin en iyi dinsel sanat müzelerinden biridir.13. yüzyıldan 16. yüzyıla  ,Gotik ve Rönesans dönemlerini kapsayan müzede 14. ve  15. yüzyıl  İtalyan resminin çok güzel örnekleri vardır.Ayrıca karmaşık oymaları ve renkleriyle bir zamanlar Paskalya’da sokaklarda gezdirilen ibadet arabası,15. yüzyıl tarihli Garamszentbenedek’in Lahti de dikkate değerdir.

BALATON GÖLÜ

Avrupa’nın en büyük tatlı su gölü 80 kilometreye yayılıyor ve kuzeybatı köşesindeki ilgi çekici bölgeler arasında, hoş üniversite kenti Keszthely ve Héviz’in termal suları bulunuyor. Kentin havaalanı, Sarmellék’te eski bir Sovyet üssü, FlyBalaton adıyla pazarlanıyor. Havaalanı daha önce yalnızca Orta Avrupa’nın sağlık turistlerine hizmet veriyordu.


Aristokrat Macarlar ve Orta Avrupalılar 1700’lerde gölün çevresinde kaplıcalar ve villalar inşa etti; daha sonra buraya ulaşan bir demiryolu hattı açıldı. Ardından komünistler gölün çevresinde tatil kampları kurdu. Sığ, bulanık sularında çocuklar güven içinde yüzebiliyor ve Doğu ve Batı Almanlar burada buluşabiliyordu.

Güney kıyı hâlâ biraz yıkık dökük duruyor ama kuzey kıyı kaleler, asma bahçeleri ve çekici üniversite kenti Keszthely gibi kaplıca merkezleriyle anılıyor.

TUNA NEHRİ

Uzunluğu (2.857 km) ve oldukça düzenli debisiyle (ortalama 7.000 m3/sn) Avrupa’nın Volga’dan sonraki ikinci büyük ırmağı. Değişik kolları arasında uyum olmamakla birlikte, Würtemberg’den Karadeniz’e kadar Orta ve Doğu Avrupa’yı batıdan doğuya kateden tek doğal ulaşım yolunu oluşturur. Aşağı çığırının kışın buz tutmasına rağmen Regensburg’dan itibaren ulaşıma elverişli olan ve üzerinde birçok liman bulunan Tuna, yeni Main-Tana kanalıyla Ren Irmağı’na bağlanmıştır. 1992’de tamamlanan kanal, doğuyla batı arasında önemli bir ticarî trafik sağlar. Tuna-Elbe-Oder bağlantısı, Moravya havzasını izleyen 300 km uzunluğunda bir kanalın açılmasıyla gerçekleşecektir. Karaorman’dan doğan Tuna, Breg ve Brigach’ın Donaueschingen’de birleşmesiyle oluşur. Schwaben Jura’sının eteği boyunca akar, sonra Avusturya Alpleriyle yaşlı Bohemya kütlesi arasında bir koridor oluşturur. Viyana ve Btratislava’dan geçer, Alpleri ve Karpatların kollarını aştıktan sonra büyük Pannonia çöküntü ovasına girer; burada geniş menderesler çizerek Budapeşte’nin içinden geçer. Bu sırada güneye dönen ırmak Belgrad’dan geçer ve Karpatlarla Balkanlar arasında Demir Kapıları (büyük hidroelektirk barajı) aşar. Yeniden batı-doğu doğrultusuna döndükten sonra Bulgar platolarını Romanya’nın Eflâk ovasından ayırır ve Dobruca kıyı platosunu kuzeyden çevirdikten sonra, balıkçılığın çok yoğun olduğu 3.750 km2 genişliğinde büyük bir deltayla, üç koldan (Kilia, Sulina ve Sfintu Gheorghe) Karadeniz’e dökülür. Avrupa topraklarının onda biri genişliğindeki bir alana akaçlayan ve eriyen buz ve kar sularıyla beslenen Tuna’nın aralarında Enns, İnn, Morav (Çek) Drav, Tisza, Sav, Morav (Sırp), Olt, Siret ve Prut’un da bulunduğu birçok kolu vardır. Irmak, dokuz devletin topraklarını aşar veya sınırı boyunca akar (Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna). Büyük bir geçit yolu olarak tarih boyunca önemli bir rol oynamıştır. Paris Antlaşması (1856) ırmak üzerinde serbest taşımacılık ilkesini getirmiş, ama Belgrad Sözleşmesi (1948) Tuna üzerindeki trafiği ırmağa kıyısı olan ülkelerin (Almanya dışında) denetimine vermiştir.